Bize Dair

İnsan elinin değmediği bir demdi geceler…

Zaman gündüzleri ıslak kayaların düz düzeylerini yalayarak yorgun bir rüzgar gibi ulaşırdı derin karanlıklara. Toprağın sadece üstündekilere aşina olanlar anlayamazlardı tabi ki bu seyri. Ancak inim inim bir sızı yerin ta sinesinden göğün en zifirine akarken, bir genç adam sezecekti her şeyi…

Dünyaya nasıl bir iman ile gelmişti de ne sürgünler yemişti genç adam. Daha üçüncü yılında kendini kırk yaşında hissettiğinde anlamıştı hünerini. O ihtişamını hala unutamadığı, Anadolu’nun yolları çamurlu köylerindeki yaşlı, mütevazi, sıcak ve yine çamurdan kaynakların kuytusunda, tahta beşiğiyle geçirdiği her üç yılında kırk yaş aldığını…

Şehire geldiğinde tazeydi, ama yaşlıydı genç adam. Yüreğinin bir köşesini kapalı tutacaktı bu şehre kararlıydı. Sapmayacak ve saptırmayacaktı. Dağların nasıl dikildiğini, yerlerin nasıl döşendiğini anlatacaktı memleketinde. Toprağı karacak, altını hatırlayacaktı. Ve bütün sürgünlerini sinesine çekecek, omuzlarının çökmesine, yeryüzündeki kuşatılmışlığına aldırmayacak; mağaranın karanlığından kainatın merkezine, ta içine nurlu bir yol yapacaktı; kararlıydı genç adam…

Genç Adam biliyordu ki şehrin sütü bozulmuştu… Görüyordu ki insanlar başlarının üzerine yürüyordu… Bir yabancı rüzgar esmiş de her şeyi tersine çevirmişti sanki, her şeyi, anlıyordu…

Adımları onu yüreğinde sakladığı serinliğe doğru götürdü. Durdu ve düşündü… Kimsenin yapamadığını yaşaması gerektiğine karar verdi fütursuzca… Kainatı tepeden kuşatan bir kürsünün üstüne çıktı. Bir eli toprağın bağrında, bir eli gecenin kalbindeydi… Besmele çekerek: “Biz yerin üstündekilerin selameti için toprağın sinesine boy vermeliyiz.” Dedi ve “Herşeyin yeniden aslına döneceği bir zamanda, yer yarıldığında ve sayım yapıldığında biz dimdik ayakta olmalıyız.” diye ekledi genç adam…

Veysel BAŞAR - Önder Genel Başkan Yardımcısı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir