Mananın Kendi Zıttına Taarruzu: Ayasofya

Eskimeyen eskiler “Geçmiş zaman olur ki, hayâli cihana değer” derler. Sen; kendisini Cenâb-ı Hakk’a adayan tarihin altın sayfalarında yer almış şahsiyetlere sahipsen; bütün dünyaya örnek bir adâlet anlayışı tevzî eden, İstanbul’u fethetme şerefine mazhar olan ve Bizans Rumlarına son vererek Orta Çağ ‘ı kapatıp Ayasofya kilisesini cami yapan bir Fatih’in varsa; Hazret-i Mevlânâlar, Yûnuslar ve Hüdâyîler gibi gönül erlerin ve bir karıncanın hukukunu düşünen Kanunî Sultan Süleyman’ın varsa; sînesi Kur’ân’la dolmuş anaların şerefli yiğitlerinin soyuna mensupsan tek başına bir medeniyetsin. Lakin neslini devam ettirmek bir kenara dursun, tanıma haceti içinde bile değilse kalbin, Fatih Sultan Mehmet’in vefatından sonra bütün Avrupa kiliselerinde üç gün çanlar çaldırıp, şükür âyini yapılmasını emreden Papa’nın kof bir batı kuklasından ibaretsin. İstanbul Muhasarasında donanmanın başarısızlığı yüzünden korkusuzca atını denize süren Fatih Sultan Mehmet’ten, Yunanistan’daki bir partinin seçim kampanyasındaki minareleri yıkılmış ”Ayasofya Kilisesi” resimlerini kullanması konusunda içinde soylu bir öfke barındırmak bir kenara dursun, endişelenmek dahi aklına gelmeyen alicenaplıktan nasibini almamış kof bir gençliğe giden acınası bir yol üzerinde yürümeye çalışıyoruz. Yazar, İngiliz Lord Davenport’un kitabından bihaber olan muhtelif kesimler, insanlara Osmanlı Devleti’nin fethettiği topraklarla İslam’ı şereflendirme güdüsü taşımadığını aşılamaya çalışıyorlar. Lakin İslamiyet’e şeref verilemez, ondan şeref alınır. Ve ecdadımız da islamiyetten nasibini pekala almış mukaddes insanlar olarak bunu 715 yıllık tarihiyle ispatlamışlardır. Şayet, mukaddesatımıza leke sürmekten başka hedefi olmayan insanların kisvesi dezenformasyondan ibaret olmasaydı İstanbul’a girdiği vakit ayaklarına kapanan İstanbul patriğini yerden kaldıran Fatih Sultan Mehmed’in “Ayağa kalkınız. Ben Sultan Mehmed, hepinize söylüyorum ki: Şu andan itibaren artık ne hayatınız ne de hürriyetiniz hususunda gazab-ı şahanemden korkmayınız!” sözünü öğrenir de İslamiyet’ten şeref almanın nasıl olduğunu öğrenir, biraz edepli davranırlardı. Fatih Sultan Mehmet Han’ın İslamiyet’ten aldığı şerefi kubbede yaşatmasının ve şark aleminin gark alemine karşı direnişinin adıdır Ayasofya. Sanki mukaddesatımızın puthaneye çevrileceğini önceden sezmiş gibi aslı arapça olan vakfiyede Ayasofya’nın farklı amaçlarla kullanılamayacağını şöyle ifade etmiştir Fatih Sultan Mehmet: “İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar. Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, ALLAH’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın. Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. ALLAH’ın azabı onlaradır. ALLAH işitendir, bilendir.” Fatih Sultan Mehmet Han’ın Vakfiyede belirttiği gayet aşikar iken 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi, İstanbul’u fetheden Fatih adına Bizans tohumlarından özür dilemektir. Batı kendine ait olmayan topraklarda bile sultanlar gibiyken, bizim kendi topraklarımızdaki mukaddesatımızda misafir olduğumuzun yüzümüze çarpılmasıdır Ayasofya. Vakfiyede belirtilen kesinliğe karşın sahte Bakanlar Kurulu kararnamesiyle hainlik yapanlara, Fransız işgal komutanının mabedimizi ele geçirme girişimine karşı camii etrafına 700 kişilik ordu mevzileyen Sultan Vahdettin’e hain diyen hainlere karşı gösterdiğimiz mukavemetimiz ve Feth-i mübinin manasının kendi zıttına taarruzudur Ayasofya. Gerçi Fatih’e düşen şerefin milyonda birini frengi suratlılarda aramak akılsızlıktır. Hak davada özür dilemek iade-i itibardır. Zira nesil, ecdadımızın şerefini kiraya çıkarmışsa helak müstehaktır. Fetih, ancak Ayasofya’nın minareleri asıl işlevini gördüğünde tamamlanacaktır. Bize düşen nihai görev sinsi İslam düşmanlığının habis kokusunu bıraktıkları 10 milyon kilometre karelik alanı tekrar 700 bin kilometre kareye dönüştüren birer fatih olmaktır !

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir