Kime ne diyelim şimdi biz?

“Genç inancı uğrunda fedakarlık yapabilendir”demişti büyüklerimiz. Hayatımız gençliğe köprübaşı olacak sağlam gençler olmak ve yetiştirebilmek için harcanmalı idi.Zira mefkurei milletin bekası, sağlam karakterli bu gençliğin ibkasına bağlı idi.

Bize göre vazife ve sorumluluklar ilahi prensiplerle tayin edilmişti. Kişi davranışlarının meşruiyetini toplumdan ve diğer fertlerden değil bizatihi ilke ve prensiplerden almakta idi. Toplumda fertleri birbirine bağlayan güç, toplumun itibari değerleri ve çıkarları olmadığı gibi ırki ve ailevi menfaatleri hiç değildi. Kişilerin rolleri ilkelerle belirlenmekte; sorumlulukları kabiliyet ve imkanlarına göre yüklenmekteydi. Böylece şahsiyetler yükseltilmekte; menfaat,alışkanlık ve sürü psikolojisi ile davranmak yerine ilkelere göre hareket etmek öne çıkarılmaktaydı. Şahsiyetleri eritip,insanları standart hale getirmek insana değer vermemek ve insanı anlamamak demekti.

Kime ne diyelim şimdi biz ?

İki yüz senedir sırtında delik küfe ile dolaşan bir milletiz biz… Heybemizi doldurmak için soluksuz kalıncaya kadar çabalayıp ta soluklanmak için oturduğumuzda heybemizin boş olduğunu farkeden bir milletiz…. Dilimiz,alfabemiz yok;okuyamamışız… Tarihimizle köprüleri atıp köksüz kalmışız… Kürt, Türk demişiz;ırk demişiz millet olma şuurunu kaybetmişiz. Kısa vadeli, anlık sonuçlarla aldanmışız….

Kime ne diyelim şimdi biz?

Gençliğimiz parça parça… Birbirine yabancı yüreklerimiz gibi. Koşa koşa taş taşıdık uzak diyarlara, gençliğe aldırmadan ve biteviye… Umutlar besledik çırak ve susuz topraklarda… Şimdi seraplarla yüzleşme zamanı geldi demek ki… Kurtulmak istedik gençliğimizden ve geçmişimizden… Bir gömlek çıkarır gibi kurtulacağımızı zannettik günahlarımızdan… Sonra üryan kaldığımızı fark ettik…

Kime ne diyelim şimdi biz?

Kendimizi başkalarının hatalarıyla dengeledik. Gücü ve iktidarı elde ettiğimizde Rabb’imize boyun eğeceğimize itaati kendimiz için istedik… Sadakate kurban ettik keyfiyeti… Boş ve sefil ruhlarımızdan azgın nefisler türettik. Biz varsak herşey kaim, biz yoksak herkes hain dedik. Çocuklarımızı, gençlerimizi harcadık hırslarımız uğruna… Fehmimizi, sevgimizi kaybettik birbirimize karşı…  Biz yapalım,bizim dediğimiz olsun diye aramızdaki ülfeti ve merhameti kaybettik… Birbirimizi düşmanlarımızla ortak ve fikirdaş olmaya mecbur ettik.

Kime ne diyelim şimdi biz?

Oysa Allah Hud Süresinde mealen”Senin Rabb’in onların amellerinin karşılığını tamamıyla verecektir. O şüphesiz onların yaptıklarını bilir. O halde sen Allah’a dönenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran; taşkınlıktan da sakının” buyurmamış mıydı? Musa’yı Firavun a gönderirken “onu güzel ve hikmetli sözle davet et”dememiş miydi? yoksa doğruluğu ve hikmeti mi kaybettik ki esirgiyoruz birbirimize hilm ile muameleyi…  Niye kin bürüdü yüreklerimizi… Niye hiçbirimiz aynı dili konuşamıyoruz… Aynı anlamları bile kendi kelimelerimize mahkum ederek kabul ettirmek ne büyük bir tatmin bizim için… Bu yüzden mi kendine göre bir lisanı var herkesin…

 

……………………………………………….

Üzerimize büyük oyunlar oynanıyor… Harici ve dahili düşmanlarımız bizi ezmek için fırsat kolluyor… Ülkemizi sömürmek isteyen rantiyeciler ve faiz lobileri var… Medya sosyali ve asosyali ile karşımızda bir canavar gibi dikiliyor… Komplolar kuruluyor…. Okullarımız, camilerimiz, insanlarımız, kültürümüz ve değerlerimiz mezat pazarına indirilmek isteniyor… isteniyor….

Peki biz…

Yeryüzünde böbürlenerek yürümüyor muyuz? İnsanların değerini bize itaatleri ölçüsünde tayin etmiyor muyuz? Arkadaşlarının arasında ayırd edilemeyen bir peygamberin takipçisi olarak; insanlardan bizi koruduğunu düşündüğümüz ordularla gezmiyor muyuz? Kamunun hukukunu kişisel hukukumuza feda etmiyor muyuz? Emanet bilincini ihlal ederek kimilerini kimilerinin önüne ve ardına geçirmiyor muyuz? Gençlerimizi akla hayale gelmeyecek çıkarlarımız uğrunda feda etmiyor muyuz ? Bize en sevimli olanlar yalakalar ve şaklabanlar değil mi? Kendimizi sürekli her şeyi herkesten iyi bilen ve en üstün olarak görmüyor muyuz? Eleştiri ve tenkidlere karşı müsamaha kültürümüz sıfırın altında değil mi? Bu yüzden başkalarının yargı ve düşünceleri  kapsama alanımızın hep dışında kalmıyor mu? Şehirlerimizi, ahlakımızı ve kültürümüzü küçük hesaplar uğruna tahrip etmedik mi? İnsanlığı kucaklamak iddiasında iken kendi insanımızı kucaklamaktan aciz kalmadık mı? Sevginin ve kardeşliğin almaktan değil vermekten geçtiğini unutmadık mı? Öyleyse şimdi kime ne diyelim biz?

“Her insan kendine(mizacına)göre hareket eder; fakat Allah kimin en doğru yolda olduğunu bilir” İsra süresi 17/83

Veysel BAŞAR - Önder Genel Başkan Yardımcısı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir