Düşünce Düşlenir…

Kitabın ilk cümlesi tam olarak beni anlatıyordu: “İnsanlar alışkanlıklarıyla düşünürler.” Çünkü kolay olan budur. Böyle olduğun zaman toplum tarafından kabul edilir ve herkesleşirsin. Fakat düşünmeye başladıkça ve hayatın gerçekleri soğuk su gibi yüzümüze çarptıkça gerçeğin kötü, bilhassa rahatsız edici bir şey olduğunu anlarız. Çile sahibi oluruz yani. Soru sormaya adarız kendimizi. Kilit nokta ise sormaktan korkmamaktır. Ne derler diye korkmadan sorgulayabilmek de bir marifettir. Hem kim bilir, böylece dışarıya adım attığımızda içeriyi daha tümel ve net bir şekilde görerek ve dışarıdayken içimizde oluşan boşluğu hissederek “hikmete” daha hızlı ve sağlam adımlarla ulaşabiliriz. Biraz aykırı olmakta fayda var!

Tüm bu aykırı olma, sorgulama, düşünme gibi meziyetleri ise meseleyi “mesele edinenler” yapabilir diye düşünüyorum. Bu durumu çocuklar üzerinden okuyabiliriz. Karşılaştıkları bir sorun olduğunda bunu annesine/babasına hemen sorarak cevap almak ister çocuklar. Cevap alamazsa, kıyafetinden çekiştire çekiştire onu rahat bırakamaz ve cevabını alır. Şu azim bizde yoksa kimse çocukları küçümsemesin!

Riayet edilmesi gereken bir diğer kısım ise anın değeri “İbnü-l vakt” kısmı. Kitapta geçen bir cümle: “Dünyayı değiştirme talebi gençlerin kendilerine dönmelerini, kendileriyle ilgilenmelerini engeller.” Sonuç odaklı düşünmekten, geleceği garanti altına almaya çalışmaktan şimdiyi es geçiyoruz. Belki de kendi içimize derinleşemeyişimizin sebebi bu.

Farkındalığımın şimdiye nazaran daha az olduğu yaşlarımda, etrafımda olup biten hayret uyandırıcı olaya kısa süreliğine hayran olup sonrasında unutup gidiyordum. Karşılaştığım olayı sorgulamak, gün içinde onu düşünmek, hiç aklıma gelmiyordu. Fakat şimdi biraz olsun içimdeki bu ilmi diri tutmaya çalışıyorum. “İnsanın kaybedeceği ilk ilim hayrettir.” çünkü. Belki de kaybetmişimdir, Allah bilir. Ama düşünmeyi istemek bile beni istikamet üzere tutacaktır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir